Bir Çukurova serüveni

19.yüzyılının sonlarında Adanalı Yiğenizade Sadi Bey’e, Erenköylü Ruhiye Hanım aşık olur. Bir türlü kimseye aşkını açamaz. Bunun üzerine “Aman Adanalı” diye türküler söyler. Türkü dilden dile dolaştıkça bu gizli aşkın söylentisi de dillerde dolaşır.

Saraya kadar ulaşan bu aşk hikayesinden, Ruhiye Hanım’ın babası Tersane Nazırı Muhittin Paşa’nın da haberi olur. Çevreye yayılan dedikodulardan rahatsız olan Tersane Nazırı, kızını evinden dışarı çıkartmaz ve bir süre sonra da saraydan gelen telkin üzerine Kuleli Askeri Lisesinde öğretmen olan Sadi Bey ile kızını evlendirir.

Düğün, Erenköydeki konağın bahçesinde yapılır ve sabaha kadar “Aman Adanalı Türkü’sü” söylenir. Sonrada türkü notaya uyarlanarak günümüzdeki şeklini alır..

Bende yazıma bu ismi verecektim lakin günümüzde ne adananın yolları taştan olması nede benim aşık olabileceğim bir delikanlı olamayacak olması hasebiyle yazıma bu ismi vermedim. :)

Ne zamandır gittiğim etkinliklerdeki anılarımı yazmıyordum. Lakin bunu yazmalıyım. Hatta yazmayı kendime borç bildim.

Eskişehir’de hava alanı olmadığı için maalesef uçuşlarımı (bizatihi ben uçmuyorum :) ) Ankara Esenboğa üzerinden gerçekleştiriyorum. Bunun için Eskişehir’den yola erken çıkıp önce Ankara’ya gidip Ankara üzerinden uçakla gideceğim yere gidiyorum. Adana yolculuğumda Eskişehir’den 14:40 sularında başladı.

Yaklaşık 17:20 sularında Ankara’da olduğumu hatırlıyorum. Buradan hızlıca 19 Mayıs Stadyumu yanındaki HAVAŞ terminaline geçtim. HAVAŞ terminaline gittiğimde hizmetlerinin durdurulduğunu söylediler. Allah’tan BELKOAIR tam önüne bir durak açmış ki lokasyon değiştirmek zorunda kalmadım.

Belkoair ile 30 dakika sürecek bir yolculukla Esenboğa iç hatlar terminaline geldim. Her seferinde hava alanına erken gelir en az 3-4 kez dışarı çıkar sigara içer tekrar gelirim. Sürekli tekrar tekrar xray’den geçmek zorunda kalırım. İtiraf etmem gerekir ki bu sefer yine öyle oldu ve en az iki kez terminal dışına çıkarak sigara içtim. En son canıma yetmiş olacak bir daha dışarı çıkamayayım diye kendimi gatelerin olduğu bölüme attım.

Tabi uçağımın boardingine en az 1 saat vardı ve gatelerin olduğu tarafı kaç kere turladığımı bilmiyorum. Kendime teşhis koydum. Bende kurt olabilir. Gezmekten acıkmış olacağım ki Tadı Anadolu’da güzel bir yemek yedim. Yemekleri her ne kadar nefis olsa dahi fiyatları hava alanında bulunan diğer firmalar gibi yüksekti. Hava alanında bulunan firmaların fiyatlarının neden bu kadar pahalı olduğuna anlam veremiyorum.

Yemeğimi yedikten sonra biraz facebookta dolaşayım. bakayım insanlar ne yapıyor dediğimde ekranıma sevgili Onur abimin mesajı düştü. Gençlerin akşam için bir yemek organize ettikleri ama müsadem olursa kendisinin gelemeyeceğini evine uzak düştüğünü falan yazmıştı.

Tabi bu sefer kabalık yapıp müsade vermeyerek gelmezse adını kılıbığa çıkaracağım tehditi ile zorla gelmesini istedim. Beni kırmadı kabul etti. :)

Daha sonra uçağıma bindim ve kalkışı bekledim. Yaklaşık 20 dakikalık bir rötar ile kalktık ve 21:10 sularında Adana’ya iniş yaptık. Sevgili Doruk Fişek ile aynı uçakta lakin birbirinden mesafeli koltuklarda oturuyorduk. Maalesef uçakta kendisinin kafasını şişiremedim. :)

İndiğimizde Doruk abi benden hızlı davranıp çoktan uçaktan inmiş ve sıcacık gözlerle bizleri bekleyen gençlerle buluşmuştu. Bende aheste aheste buluşma alanına gittim ve gençlerle buluştuk.

Gençlerle birlikte Birbiçer’e geçerek güzel bir ciğer ziyafeti yaptık ve yolculuğumuz birazda yazılım ve teknoloji üzerine sohbet ettik. Bu sırada sevgili Onur abim bize katılmıştı. Kendisi ile ilk kez yüz yüze tanışmamıza rağmen COO kültürünün bir etkisi olsa gerek kendisi ile sanki dün ayrılmış gibi bir havada direk sohbete başladık. Sonrasında gençlerden gelen su boyunda salep teklifine hayır diyemedim. (Biz genelde salebi soğuk havalarda içeriz. Adana gibi sıcak bir ilde salep fikrine alışık olmadığım için ilk başta Adana’da salep gibi bir şaşırma durumum oldu. :) ) Lakin burada içtiğim salep en güzellerindendi diyebilirim.

Salep sohbeti sırasında yine teknolojiden ve birazda tarihten konuşarak geceyi bitirdik ve konaklayacağımız TCDD konuk evine geçiş yaptık. Konuk evinde geceyi Doruk Fişek ile beraber geçirecektik. Otele geldiğimizde Doruk abi çoktan gençlerle sabah 5:30’da çorba buluşmasını ayarlamıştı.

TCDD konuk evi gerçekten bir otelden hiç farkı olmayan muhteşem bir yer. Özellikle terası harikaydı. Bende bütün gece uyumayarak bu terastan istifa ettim. Bu teras keyfi sırasında kısa sürelide olsa Doruk abi bana eşlik etti ve kendisinden elimden geldiğince istifa etmeye çalıştım. Teras keyfinden sonra odamıza geçtik saatlerimizi 05:30 çorba buluşmasına ayarladık ve istirahate çekildik.

Teras keyfinin tadı damağımda mı kaldı yoksa uykumu tutmadı bilinmez bir türlü uyuyamadım ve defaatle terasa giderek kendime bir seyir ziyafeti çektim. Saat 4 sularında artık uykumun bastırdığını fark edince bende biraz istirahate çekildim.

05:15 sularında Doruk abi’nin alarmıyla uyandığımı hatırlıyorum. Kalkıp hazırlandık ve bizi almaya gelen Burkay ile beraber bir paçacıda çorba ziyafeti yapıp tekrar otele döndük.

Otele döndüğümüze tekrar uyumaktan ziyade terasta Doruk abi ile uzun süreli teknoloji, sektör ve iş hayatı ile uzun süreli bir sohbet ettik. Kendisinin engin bilgisinden elimden geldiğince istifade etmeye çalıştım. Açıkçası sadece Doruk Fişek ile bu sabah sohbeti için Adana’ya gidebilirdim.

Saat 08:30 sularında etkinlik ekibinden sevgili Semiha ve Özge hazırlanmışlar bizi almaya gelmişlerdi. Semiha’nın usta şoförlüğünde (ironi yapmıyorum çok şaşırmama rağmen cidden öyle :) ) etkinlik alanına geçtik.

Çoğu etkinlikte karşılaştığım üzere sabah salon bomboş olacak diye düşünürken salonda oturacak yer yoktu ve bir çok öğrenci ayaktaydı. Bir çoğunun geri dönmek zorunda kaldığını üzülerek izledim.

Önce sayın dekanımızın kısa bir konuşması vardı. Etkinlikte sertifika dağıtıldığı ve dekanımızın etkinliği iki etkinlik sayıldığı için dekanın konuşması için gelmişlerdir birazdan dağılırlar diye düşündüm. Lakin Onur abi’nin konuşması sırasında ve gün sonuna kadar hiç bir seminerde sayının eksilmediğini söylemeden edemeyeceğim. Sonradan öğrendiğime göre etkinliğin ikinci gününde dahi sayıda hiç bir eksilme olmamış.

Onur abi’nin konuşmasına değinmişken kendisinin ilk semineri olmasına rağmen ne kadar profesyonel bir sunum ve konuşma olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Bu adam bu işi götürür beyler. :)

Hemen Onur abi’nin etkinliğinin ardından benim etkinliğim vardı. Yine diğer tüm seminerlerimde olduğu gibi sunum hazırlamadım. (Sanıyorum üşeniyorum. Yada gençlerin benim yerine sunuma bakmalarını kıskanıyorum. )

Konuşmamda naçizane oyun sektörünün tarihinden, oyun sektöründeki kariyer fırsatlarından, bir oyunun nasıl geliştirilebileceğinden ve oyun sektörünün yeni ve gelecek teknolojilerinden bahsettim. Kısaca birer AR ve VR demoları yaptım. Umarım gençler için faydalı olmuştur. Etkinliğim sonrası bir kaç yabancı arkadaşla fotoğraf çekindim. Artık uluslararası tanınan biriyim :)

Benim konuşmamın sonrası öğle arası olduğu için Turkuaz Cafe’de Sevgili Onur abi, Doruk abi, ben, Yağmur ve Semiha ile birlikte manzara eşliğinde enfes bir yemek yiyerek etkinlik için tekrar alana döndük. Salonun kalabalık olması ve gençlerin ayakta kalmasına kıyamadığımız için maalesef sonraki etkinlikleri takip edemedik. Doruk abi’nin etkinliği başta olmak üzere bir çok faydalı semineri kaçırmış olduk.

Tabi bu zaman dilimini boşa geçiremezdik. Öylede oldu. Bu sırada dışarıda bulunan onlarca gençle sektör üzerine sohbet ettik onların sorularını cevapladık elimizden geldiğince sorularına ve sorunlarına cevap olmaya çalıştık umarım faydalı olabilmişizdir.

Tüm konuşmaların bitmesinin ardından gençler ilk gün kutlaması için pasta kestiler ve bizleri davet ettiler. Pastayı ve selfie çekinme çabamız unutamadıklarımdan. :)

İlk günü biten etkinliğin ardından akşam yemeği için Kuruköprü’ye gittik. Baraj yolunda sevgili Onur abim bizden ayrıldı. Kuruköprüye geçtiğimizde burada mumbar ve şırdan sefası yaptık. Şırdan her ne kadar kötü bir görüntüye sahip olsada görüntüsünün tam aksine muhteşem bir lezzet. Şu kadarını söyleyeyim Adanalılar işini biliyor arkadaş :) Bu yazı sırasında ne kadar çok yemekten bahsettiğimin farkındayım. İşin ilginç tarafı bütün gün boyunca ağırlıklı sohbet konumuzda yemekler oldu. :)

Akşam yemeği sonrası yaklaşan uçağına yetişmek için Sevgili Doruk abi bizden ayrıldı. Bizde gençlerle kahve içmeye karar verip Ziya Paşa caddesinde kahveci aradık. Maalesef park yeri bulamamamız ve yaklaşan uçak saati hasebiyle bende gençlerle beraber hava alanına geçtim ve gençlerle vedalaşarak uçağıma bindim.

Bir gece öncesinin acısı maalesef uçakta çıktı ve üzerime ölü toprağı atılmışcasına hunharca uyudum.

Çukurova etkinliği uzun zamandır gördüğüm en iyi etkinliklerden biriydi. Gençlerin bu amatör ruhla düzenlediği profesyonel etkinliğe hayran kalmamak elde değildi. Dönüp arkama baktığımda aklımda kalanlar; Öğrencilerin etkinliğe gösterdiği büyük katılım. ÇÜ logosundaki gibi gençlerin sıcacık gülen gözleri, misafirperverlikleri ve yemek oldu. Etkinliğin benim için tek üzücü tarafı ise çok sevdiğim Mimar ve Orhan hocalarımla aynı etkinlikte olmama rağmen tanışamamaktı.

Her gittiğim yerde gönlümden bir parça bıraktığım doğrudur. Çukurova’da da gönlümden büyük bir parça bıraktım. Resimsiz bu yazı biraz yayvan kaldı farkındayım lakin resimler geldiğinde yazımı resimlerle donatacağım. Bu vesile ile başta gösterdikleri misafirperverlik ve geri kalan her şey için bu sevgili gençlere, Gösterdikleri hoşgörü ve bana kattıkları için sevgili Doruk ve Onur abime teşekkür ederim.