Karabük ve Gaziantep üzerine…

9 Nisan 2013 günü aklımda farklı düşüncelerle yola koyuldum. Sabah 6:30 sularında sevgili dostum Sn. Yiğit Ergenç’le buluşarak inci börekte Mehmet abimin leziz çayını afiyetle yudumladıktan ( burada küçük bir sakarlık yapıp çayıda döktüm ) sonra yüksek hızlı trenle Ankara’ya doğru yola koyulduk. Oyun ve bilişim sektörü ile ilgili keyifli bir sohbetle geçen yolculuk sonunda Ankaya’ya vardık ve Aşti’ye geçtik.

Aşti’den tekrar otobüse binerek 2.5 saat yol sonucu Karabük otobüs garına indik. İstasyonda yorgun gözlerle bizi Süleyman bekliyordu. Süleymanla taksi ile üniversiteye geçtiğimizde şaşkınlığımı gizleyemedik. Karabük Üniversitesi gayet gelişmiş ve cıvıl cıvıl bir üniversiteydi! Hızlıca diğer arkadaşların yanına geçtik. Geçtiğimizde Talha bizden önce gelmiş arkadaşlarla kantinde sohbet ediyordu.

Kantinden seminer salonuna geçtik ve üç saat süren güzel keyifli bir seminer düzenledik. Seminerin ardından arkadaşlarla beraber Safranbolu’ya indik. Safranbolu’da küçük bir eski çarşı gezintisinin ardından yemek yemek üzere yöresel yemekler yapan bir lokantaya gittik.

Yiğit’le bu sıralar pek fazla gezdiğimiz için gurmelik hevesine girmiş olacağız ki yemek seçiminde tercihimiz yöresel tatlar oluyor. Lokanta sahibine Karabük’ün neyinin meşhur olduğu sorusunu yönelttiğimizde aldığımız “mantısı” cevabında şaşkınlığımı gizleyemeyip “ama kayserinin mantısı meşhur dedim” ve farkını sordum. Mantıyı göstermek için getirdiğinde Yiğit’le ağzımıza birer çiğ mantı attık! Evet çiğ mantı!

Yemeğin ardından Talha’yı dönmek zorunda olduğu için iki arkadaşla birlikte uğurladık ve bizimle kalan bir grup arkadaşla tekrar küçük bir eski çarşı gezintisi yaptık. Bu sırada bizi küçük bir aktara soktular! Bizim aktarda ne işimiz olur diye düşünürken bizi dünyalar tatlısı Mehmet amca karşıladı. Hoş bir sohbetin sonunda Yiğit’i 100 TL’lik safran alırken buldum. Merakıma yenik düşüp neden diye sorduğumda safranın çok değerli olduğunu ve iki üç dönüm tarladan en fazla bir kilo safran çıktığını ve bir çok şeye şifası olduğunu öğrendim. Bende bir miktar safran aldıktan sonra Mehmet amcanın ikramları ile birlikte 1.5 saate yakın sohbet ettik. Safran bence tanıtılması ve herkesin istifade etmesi gereken müthiş mucizevi bir bitki!

Sohbet’in ardından Safranbolu çarşı merkezinde ki güzel bir mekanda kahvelerimizi yudumladıktan sonra Galatasaray – Real Madrid maçını izlemek üzere Çağlar’lara geçtik ve uzun uzun sohbet ettikten sonra konaklayacağımız otelimize geri döndük.

Ertesi gün 10:30 sularında bizi tekrar Çağlar aldı. Etkinliğe epey vakit olduğundan tekrar Safranbolu’ya gittik ve Mehmet amca’ya uğradık. Sohbetine doyamamış olacağız ki burada yaklaşık 1.5 saat sohbet ettikten sonra üniversiteye geçerek workshop’umuzu yaptık ve Gaziantep’e koyulmak üzere tekrar yola koyulduk.

20:30 sularında Ankara’daydık. Ne zaman AŞTİ’ye insem üzerime yorgunluk çöküyor. Yine öyle oldu. Fazla zaman kaybetmeden ( geçen sefer yaşadığımız uçağa yetişme telaşını yaşamamak için ) hızlıca Havaş’la Esenboğa’ya geçtik. Epey erken gelmişiz ki henüz Check-in bankosu dahi açılmamıştı. Hava alanında mağazaları gezip, kahvelerimizi yudumlayıp zaman öldürdükten sonra uçağımıza doğru yol aldık ve Gaziantep’e doğru uçuşumuz başladı.

Uçuşta yine 11F koltuğunda oturan ben şehir manzaralarını izledim. 00:30 ‘da uçaktan indiğimizde bizi hava alanı çıkışında Enver ve Alpay bekliyorlardı. Alpay’ın aracı ile konaklayacağımız otele giderken yoldaki sohbet gecenin hiçte kısa olmayacağının habercisiydi. Ve öyle de oldu. :) Gece 03:30’a kadar siyaset, felsefe, bilişim sektörü konulu serin havada uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli sohbetin ardından istirahat etmek üzere odalarımıza çekildik.

Sabah uyandığımızda bizi Abdullah , Enverve Alpay bekliyorlardı. Abdullah’ın arabası ile Gaziantep eski çarşıya indik ve şehrin meşhur tatlısı Katmer’i tatmak üzere bir ara sokaktaki meşhur katmerciye gittik. Bu katmercide hayatımda gördüğüm en iyi esnaflardan biri olan Zekeriya usta ile tanışma şerefine nail oldum. Ayrıca kendisi Gaziantep’in en ülü katmercisiymiş. Dükkanda ünlü gurmelerin fotoğraflarını görünce insan bunu daha iyi anlıyor. Bu fırsatı bulunca kendisi ile katmer üzerinde sohbet edemeden edemedim. Kendisi ile katmer kültürü üzerine hoş bir sohbetin ardından hatıra fotoğraflarımızı çektirip ayrıldık. Ayrılırken Zekeriya ustanın neden müthiş bir esnaf olduğunu anladım. Kendisi bize katmerleri ikram etmişti! Tanımadığınız insanlara katmer ikram etmek! Nasıl bir misafirperverlik!

Katmer’in ardından Gaziantep’teki bir çok eski müzeyi, mekanı ziyaret ettik. Bu müzelerde çok değerli ustalar ve üstadlarla tanıştım. Tarih hocası olan ve ayrıca hat sanatçısı olan bir üstadımın yanına yaptığımız ziyarette hat sanatı okumanın tekniği sorumun üzerine aldığım cevap beni şok etti. Bunu ayrıca blogumda yazacağım. Ayrıca bir tesbihci üstadımdanda tesbih üzerine bir çok değerli bilgi sahibi oldum. Bu hoş sohbetlerin ardından gençlerin bütün gün anlata anlata bitiremedikleri Tahmis Kahvesi’ne yola koyulduk. Tahmis kahvesinde bizi Çağrı Konyalı bekliyordu. Karabük tayfası bize Çağrı’nın ne kadar iyi bir fotoğrafçı olduğu hakkında uyarmıştı. Hiçte haksız değillermiş ki insan bunu iki gün boyunca çektiği fotoğrafların güzelliğinden anlayabiliyor.

Tahmis kahvesine gittiğimizde bizi Osmanlı’dan kalma bir mekan ve çok tatlı bir adam olan mekan işletmecisi Mehmet abi bekliyordu. Kendisi ile Gaziantep ve Osmanlı kültürü ve bu kültürün yaşatılması üzerine çok hoş sohbetler gerçekleştirdik. Kendisi bu düşünceyi savunmuyor ayrıca tüm gücü ile yaşatmaya çalışıyordu. Bu sebeble bizlere eskiden çocuklara verilen eğlenceliklerden ikram etti. Ayrıca burada daha önce hiç tatmadığım tatta menengiç kahvesi ve elma çayı tatma fırsatı buldum. Civilization Of Ottoman için bir çok farklı fotoğraf çektim. Menengiç kahveside almayı ihmal etmedim.

Tahmis kahvesinde biriktirdiğim güzel hatıraların ardından mevlevihane, bakırcılar çarşısı gezileri ve bu çarşılardan pul biber ve salça aldıktan sonra akşam yemeğimizi yemek üzere Çavuşoğlu’na yola koyulduk ve burada da Gaziantep’in yöresel tatlarını tatma fırsatını bulduk. Bu yemek sefasının üzerine yarın ki etkinlik için istiharat etmek üzere tekrar otelimize çekildik.

Ertesi gün otelde canımız sıkılmış olacak ki okul içindeki otelden çıkarak okulu ve bölümleri gezmeye başladık. Kendimizi her açık bulduğumuz kapıdan içeri atıyorduk.  Bunlardan birisi Zirve Üniversitesi stüdyolarıydı. Bazı insanlarla tanışmanın kaderin oyunu olduğunu düşünüyorum. Bir kader oyunu gereği o an stüdyoda bulunan stüdyonun direktörü Ümit hocamla tanıştık ve çok keyifli bir sohbet ettik. Kendisi o kadar candandı ki bizimle uzunca bir müddet sohbet etti ve stüdyoları tanıttı. Zamanın sıkışmasından dolayı üzülerek bu sohbetten ayrılmak zorunda kaldık ve biz seminer salonunu ararken bizi arayan çok tatlı iki bayanla karşılaştık. Merve ve Kübra :) Üniversite içinde olduğumuzu biliyorlarmış ve bizi arıyorlarmış.

Bu iki tatlı bayanla seminer salonuna geldik ve çok hoş bir seminer gerçekleştirdik. Seminerin ardından uçağa yetişmek üzere alel acele yola koyulduk tabi o acele içinde nohut dürümü yediğimizi unuttuk ve nefis tattaki nohut dürümü yemeden edemedik nohut dürümün ardından hava alanına koşturup uçağa binerek Eskişehir’e döndük.

Sürekli bir çok ili geziyorum ve burada bir çok hatıra ve anı biriktiriyorum. Bu iki yolculuktada bir çok harika esnaf, bir çok dünyalar tatlısı arkadaş edindim. Ve onları çok özleyeceğim. Bu gezilerde emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. İnşallah insanlara bir şeyler katabilmişizdir. Bu gezilerle beraber artık kendimi hatıra koleksiyoncusu ilan ediyorum. :) Belki bir gün bu anıları kitaplaştırırım kim bilir? :)

Bu yazımı beğendiyseniz, RSS ile yeni yazılarımdan haberdar olabilirsiniz. Gmail hesabınız varsa tüm beğendiğiniz siteler için Google Reader kullanabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gürcan SERBEST © 2017, Powered by Wordpress & HC-2011